teksevgi
Okunmadı Bugünün Türkiye'sinde Kadınların Siyasal Katılımı ve Katılımı Artırmaya Yönelik Çözüm Önerileri 14-07-2008  Haber
 

Kadının siyaset ile olan ilişkisinde, iktidarın cinsiyeti erkek olarak tanımlana gelmiştir. Siyasal yaşam dikkate alındığında görülür ki , kadına yüklenen özel alan “eş, anne olmak” erkeğe yüklenen alan ise kamu alanıdır. Toplumun rol beklentilerine uygun olarak kadın, çalışmalarını özel alanlarda sürdürürken, toplumsal değişmeyle birlikte kadın özel alana ilişkin rolünün yanında kamu alanlarında da yer almaya başlamıştır.

Bugün Türkiye’de az gelişmişlikten gelen bazı farklılıklara rağmen kadının somut koşulları, batılı kapitalist ülkelerde uygulanan yapıya uygun bir nitelik taşımaktadır. Cumhuriyet dönemiyle birlikte, kadına verilen yasal haklar anlamında önemli aşama gerçekleştirildiği görülür. Bugün için siyasi arenada seçme ve seçilme hakkı bakımından kadın erkek eşitliği biçimsel olarak gerçekleşmişken, bu eşitliğin tam olarak toplumsal yaşama yansıdığını söylemek zordur. Türkiye’de çok partili yaşama geçildiğinden bu yana, milletvekili seçimlerinde 1999 yılı hariç, kadın adayların oranı hiçbir dönem %3’ü aşamamıştır. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi Türkiye’de de , bireysel katılım türü olan oy verme dışında bir eşitlik getirmekten hala uzaktır.

Geleneksel siyasa kavramı, siyasetin özellikle erkeğin yararlanabileceği bir alan olmasına yardım etmektedir. Bunun iki nedeni ileri sürülebilir. Birincisi cinsel rollerin geleneksel algılanma biçimi erkeğin üretici, kadının ise yeniden üretici rolü kendini, erkekle bütünleşmiş kamu yaşamı ve kadınla bütünleşmiş özel yaşam arasındaki bölünmede gösterir. Öteden beri devam eden kamusal işlerdeki erkeğin egemenliği kadının siyaset dünyasından dışlanmasında etkili olmuştur.

İkinci olarak kamusal işlerin devletçe düzenlenmesi anlamında siyaset, temel olarak toplumsal gelişme konusundaki kamusal tartışmada, erkeklerin katılımına dayalı konularda odaklaşma eğilimindedir. Kadın katılımının gerçek alanı ise, çekirdek ailede merkezleşmiş bulunan özel yaşam olmuştur.

Demokrasinin hem bir ilkesi hem de bir aracı olan siyasal katılım, toplum üyelerinin siyasal sistem karşısındaki durumlarını, tutumlarını ve davranışlarını ifade eden bir kavramdır. Günümüzde siyasal katılımı gerçekleştiren önemli bir kurum, siyasal partilerdir. Türkiye’de kadınlar, seçme hakkını kullanmada siyasal partiler tarafından teşvik görmekte, desteklenmekte iken, seçilme haklarına ilişkin olarak aynı yardımı bulamamaktadırlar.

Artık kadınların günümüzde siyasete katılması hem kadın erkek eşitliğinin bir gereği olarak, hem de eşitsizlikleri ortadan kaldırmanın önkoşulu olarak görülmektedir.

Ancak çok sayıda kadının siyasal alana girmesiyle, kadınların toplumdaki konumlarında gelişme yönünden siyasal bir irade oluşacaktır. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadın erkek eşitliğinin en somut biçimde gözlenebildiği alan siyasal yaşamdır. Zira siyasal ilgiden başlamak üzere siyasal katılımın tüm düzeylerinde kadın katılımının sınırlılığı bilinmektedir.

Çalışmanın Amacı

Bu çalışmanın amacı, erkeklerle birlikte toplumun hak öznesi konumunu elinde tutan kadınların siyasal yaşama katılımının düzeylerinin belirlenmesine yardımcı olmaktır. Bu anlamda kadınların seçmen ve seçilen olarak, siyasal katılma davranışı içinde tanımladığımız oy verme, ulusal ve yerel düzeyde bir pozisyona aday olma gibi çeşitli biçimlerde siyasete katılımlarına ilişkin yapı, Türkiye genelinde bir çerçeveye oturtulmak istenmiştir.

Erkek egemen siyasetin “Kadın Olgusu”na ve “Kadın Sorunları”na yeterince duyarlı olmadığı, kadınların siyasette bir izleyici değil, aktif ve donanımlı bir aktör olmalarının gerekliliği vurgulanmış, kadının kamusal alanda daha çok yer almasına yönelik bir katkı sağlaması amaçlanmıştır.

Ayrıca bu çalışmada, kadın seçmen tipinin yanı sıra, özellikle seçilen kadın tipi çizilmesi amaçlanarak, temelde kadının siyasete etkin katılımı üzerinde durulmuş, seçmen ve seçilen kadının siyasete bakışı saptanmak istenmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti öncesi ve sonrası devam eden mücadelenin 1980’lere kadar olan sürecinde kadınlar, haklarını dile getirmişler ve bir kısmına da kavuşmuşlardır. Özellikle 1930 belediye seçimleri ve arkasından 1934 genel seçimlerinde kendilerine siyasal haklar verilen Türk kadınları, bu tarihlerden itibaren siyasal yaşamın içinde aktif olarak da yer almaya başlamışlardır. Ancak siyasal alanın erkek egemen yönü, kadınların bu alandaki etkilerinin niteliğini ve katılım oranlarını tartışmalı bir duruma getirmiştir. Biz de çalışmamızda, gerçekleştirilen tartışmalara katkıda bulunmak üzere, 1980 öncesi ve sonrası kadınların siyasal yaşamda varoluş biçimlerini ve bu var olmanın arka planında yatan nedenlerini inceleyerek ortaya koymayı amaçlamaktayız.

Çalışmanın Konusu

1980’lerden itibaren kadın- erkek eşitliğine yönelik çok yönlü tartışmalar gündeme gelmiştir. Kadının her konuda birey bazında bir yurttaş olmasını sağlayacak hakların verilmesi tartışılmaya başlanmıştır.

Günümüzde yönetim yapıları, çağdaş demokratik yapıya uygun olarak uygulamalarını geliştirip genişletmeye çalışmaktadır. Bu yönetimler, bireylerine her konuda serbest ve bağımsız kararlar alma ve bu kararlarıyla yönetime katılma imkanı vermektedir. İşte böyle bir anlayış içinde, kadınların da toplumun bir üyesi olarak yönetimin kararlarına katılması, siyasal alanda etkin olması ayrı bir önem taşımaktadır. Bunun içindir ki, biz de çalışmamızda, kadınların siyasal yaşama katılmalarını ve bu katılmayı etkileyen değişkenleri özellikle Türkiye gerçekleri içerisinde inceleyeceğiz.

Bu tez çalışması üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde siyasal katılım, genel yönleriyle incelenmiştir. Bu bölümde, çalışmalarımıza kolaylık sağlaması açısından siyasal katılımın genel kabul görmüş tanımlama kriterleri, siyasal katılmanın düzeyi, biçimleri ve niteliği ele alınmıştır. Siyasal katılımı etkileyen dört unsur da ayrı başlık altında incelenmiştir. Siyasal katılımı belirleyen etmenler olarak ifade edilebilen bu dört unsur, biyo-fiziksel etkenler, sosyo-ekonomik etkenler, psikolojik etkenler ve siyasal etkenlerden oluşmaktadır.

İkinci bölümde ise, kadınların siyasal haklarını elde etme mücadeleleri bilhassa Türkiye gerçeğinde tarihi gelişim sürecinde anlatılmıştır. 1930’lu yıllarda kadınlara siyasal haklarının verildiği 1930’lu yıllara kadar, Selçuklu, Osmanlı ve Tanzimat, Meşrutiyet dönemlerinde toplum içinde aldıkları konumlar ifade edilmiş ve bu dönemlerin aşama aşama kadını, siyasal hak öznesi haline getirdiği incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca, kadınların siyasal haklarını kullanabilme anlamında arka planı ifade eden bir şekilde, kadınların eğitim durumu, çalışma yaşamı, kamu kesiminde, yöneticilik konumunda ve akademik konumda işgal ettikleri yer ayrı başlık altında ele alınmıştır.

Üçüncü bölümde ise; Türkiye’de kadınların siyasal katılımı üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda kadınların oy verme ve yönetime aktif olarak katılımlarını takiben, kadınların parlamentoda ve yerel yönetimlerde temsil sorunu rakamlarla ve tarihi gelişim içinde, 1930’lu yıllardan itibaren incelenmiştir. Kadınların siyasal konularla siyasal yaşam içinde olan ilgilenme düzeyi ve seçimlere katılma eğiliminin ifadesini takiben de 18 Nisan 1999 genel seçimlerinde belli bir oy oranı kazanmış partilerin ve ayrıca CHP’nin kadınlara yönelik program, tüzük ve seçim broşürlerinde yer alan söylemlerine değinilmiştir. Bölüm sonundaki değerlendirme ile de kadınların siyasal katılımını arttırmaya yönelik önerilere yer verilmiştir.

Çalışmanın Kaynakları ve Yöntemi

Kadın sorunu, öteden beri değişik biçimlerde ele alınmış ve tartışılmıştır. Kadının toplumsal konumu, uluslararası alanda olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli çalışmalara konu olmuştur.

Siyasal hayata atılmış olan kadınlar değişik dönemlerde gözlem ve araştırmalara konu olmuştur. Biz de bu çalışmamızda aşağıda kısaca açıklamaları verilen kaynaklardan esinlenmiş bulunmaktayız:

Türkiye’de kadın ve siyasal hayat konusu ilk kez, Şirin Tekeli tarafından yapılan “Kadınlar ve Siyasal Toplumsal Hayat” adlı bir araştırmanın odak noktasını oluşturmuştur. Bu çalışmasında Tekeli, siyasette kadınların hak mücadelelerinin tarihsel sürecini inceledikten sonra bulgularını değerlendirerek, onların mecliste yer almaya başlamalarıyla birlikte “simgesel” görüntülerin oduğuna işaret etmiştir.

Bunlardan başka Tekeli, “Kadınlar İçin Yazılar”, “Kadın-Erkek Eşitliği Politikaları ve Devlet”, “Batılı Kadının Siyasi Eşitlik Mücadelesi”, “Türkiye’de Kadının Siyasal Hayattaki Yeri” adlı çalışmalarında da odak noktası olarak kadınların siyasal haklarını ve bu haklarını siyaset sahnesinde nasıl kullandıklarını almıştır.

Ayşe Ayata, “Kadının Siyasete Katılımı” çalışmasında, kadınların siyasete ‘bireysel katılması’ ya da seçmen olarak pasif katılımıyla, grup davranışı ve sosyal faaliyet gerektiren ‘toplumsal katılma’ biçimleri arasında önemli bir çelişkiye değinmektedir; seçmen olarak kadınlar siyasete katılmaya teşvik edilirken, toplumsal katılmadan uzaklaştırılmaktadır.

Gülay Talaslı, “Siyaset Çıkmazında Kadın”, Serpil Çakır, “ Siyasal Yaşama Katılım Mücadelesinde Türk Kadını”, Oya Çitçi, “ Kadınlar ve Siyasal Katılma” adlı eserlerinde, siyasal yaşamda ve özellikle siyasal karar organlarında son derece sınırlı oranda yer almalarını ve nedenlerini, kadının siyasete ilgi ve katılımını arttırmanın yollarını incelemiştir.

Oya Çitçi, “Yerel Yönetimlerde Kadın Temsili” adlı çalışmasında yine kadının siyasal yaşama katılımını yerel yönetim çerçevesinde ele almış, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kadınların çeşitli yerel yönetim birimlerinde temsil biçimlerini irdelemiştir.

Deniz Baykal, “Siyasal Katılma: Bir Davranış İncelemesi”, İlter Turan, “Siyasal Sistem ve Siyasal Davranış” ismi ile bilinen eserlerinde siyasal katılma ve siyasal davranış kavramlarını geniş ve detaylı bir biçimde ele almışlardır.

Afet İnan, “Tarih Boyunca Türk Kadının Hak ve Görevleri”, Burhan Göksel, “Çağlar Boyunca Türk Kadını ve Atarürk” adlı çalışmalarında Türk kadının toplumsal ve siyasal alandaki gelişmelerini dönem dönem incelemişlerdir.

Bu çalışmada da, çok boyutlu bir konu özelliği taşıyan kadın sorununun belli bir yönü olan Türkiye’de kadınların siyasal yaşama katılımları ve düzeyleri, bir alan araştırması dahilinde incelenmiştir. Türkiye’de kadınların siyasal faaliyetler içindeki yeri, özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren günümüze değin ele alınmıştır.

BİRİNCİ BÖLÜM

SİYASAL KATILIMIN BOYUTLARI

Siyasal sistem içindeki ilişkilerin sadece bir yönünü oluşturan kadınların siyasal sisteme katılımları ve buna yönelik eylem ve eğilimlerini inceleyeceğimiz birinci bölümde konuya temel oluşturan bir takım kavramları ele alacağız. Bu anlamda incelenecek ilk kavram siyasal katılım kavramı olacaktır. Daha sonra da bu kavramdan hareketle siyasal katılımın düzeyi ve türleri, siyasal katılımın niteliği ve siyasal katılımı belirleyen faktörler ayrıntılı olarak ele alınıp incelenecektir. Bu incelemeyi yaparken öncelikli hedefimiz; siyasal davranış biçimlerinin kadın-erkek her iki cinste görünüşlerinin altında yatan nedenleri temel olarak ifade etmek olacaktır.

1.1. SİYASAL KATILIM

Genel olarak ileri seviyede bir siyasal katılım çağdaş, özgürlükçü ve demokratik rejimlerin vazgeçilmez koşuludur ve aynı zamanda diğer özgürlüklerin kullanımı için de gereklidir. Bireylerin siyasete katılımı eşit biçimde ve kendi özgür iradeleriyle yönetime katılmalarıyla mümkün olacaktır. Siyasal katılım temelde iktidarın halka dayandırılmasıdır ve bunu sağlayan da, toplumların sosyo-ekonomik ve kültürel değişmeler sonucu giderek demokratikleşmesi olmuştur. Demokratikleşme, hem modern toplumda hem de geleneksel toplumda geçerli olan bir unsurdur. Fakat modern toplum, siyasal katılım kaynaklarının daha geniş kullanıldığı bir toplumdur.

Siyasal katılım büyük ölçüde demokrasi ile ilişkili hale gelmiştir. "Halk tarafından yönetim" formülünde ifadesini bulan klasik demokrasi, bütün ergin vatandaşların hür ve eşit iradeleriyle toplum yönetimine katılmaları anlayışına dayanır. Dolayısıyla siyasal rejimlerin ancak, halka tanıdıkları siyasal katılım olanakları ölçüsünde demokratik olabilecekleri söylenebilir.

Siyasal katılım, hemen her demokratik yönetim için genel bir amaçtır. Siyasal katılmaya dayanan toplum düzeninde yaygın bir amaç halini alan eğilim, bazen tek partili bazen de çok partili sistemler yolu ile, fakat her zaman halkı siyasal hayatın içinde değerlendiren anlayışta kendini göstermektedir.

Siyasal yaşama katılım, devletin gücünün kaynağının ulus olduğu demokrasilerde, eşit haklara sahip birey sıfatı ile yurttaşın siyasal özgürlüklerden yararlanabilmesine imkan verir. Yurttaşın kendisinden beklenen siyasal yaşamın bütün gereklerini yerine getirebilmeleri siyasal katılım ile olur.
Siyasal katılım kavramının gerek literatürde gerekse uygulamada katılma ile demokrasi arasında kurulan ilişkiden dolayı ortak bir tanımı yoktur. Günümüzde birden çok demokrasi tanım ve uygulamasının varlığı, birbirinden farklı demokrasi uygulamalarında farklı tanım ve içerikler verilmesine neden oluşturmuştur. Katılmaya dair ortak bir tanımın olmamasının bir diğer nedeni de, katılmanın daha çok uygulamaya dönük olmasıdır. Ulusal, yerel ya da çalışma yaşamı gibi farklı alan ve düzeylerde çeşitli katılma uygulamalarının varlığı her düzey ve alanın kendi amacına uygun tanımlar yapmasına neden olmaktadır.

Ayrıca, toplumların sosyo-ekonomik gelişme düzeylerinin farklı olması ve demokrasilerin uygulanma farklılığı da ortak bir tanım yapılmasına engeldir. Ancak siyasal katılım tanımlarında bazı ortak noktalar da yok değildir. Bu ortak noktaları saptayan Uysal'a göre, katılım ya kararların alınmasına, ya kararların alınmasına etkili olmaya ya da alınan kararların uygulanmasına ilişkindir. İkinci olarak da katılım, mutlaka bir toplumsal grup içinde oluşur ve aynı zamanda bir toplumsal eylemdir.

İktidarın gücünün yönetilenlere dayandırılması ile birlikte, geniş halk kitlelerinin siyaset alanında öne çıktıkları görülmektedir. Bu gelişme "siyasal katılım" olgusunun giderek önem kazanmasına neden olmuştur. Bunun içindir ki, açığa kavuşturulması gereken ilk nokta "siyasal katılım" kavramı ve bu kavramın neyi ifade ettiği yönünde olacağıdır.

1.1.1. Siyasal Katılım Kavramı

Siyasal katılım kavramı üzerinde ortak bir tanımdan söz etmek yanlıştır. Söz konusu farklılıklar göz önüne alınarak tanımlar, dar ve geniş kapsamlı olarak iki kısımda değerlendirilebilir.

Dar anlamıyla yapılan tanımlar, siyasal katılımın bazı konu ve biçimlerini dışarıda tutmakta, bazı şartlar altındaki davranışları siyasal katılım olarak değerlendirmektedir. Nitekim Kalaycıoğlu'na göre "bir davranışın siyasal katılım olarak sayılabilmesi için onun siyasal topluluk üyesi olan birey tarafından tasarlanmış bir eylem olması gerekir."

Geniş anlamıyla siyasal katılım tanımları ise, davranışın yanında tutumları da içermektedir. Bu anlamda siyasal katılım, vatandaşların siyasi sistem karşısındaki durum, tutum ve davranışlarını gösteren bir kavram olarak açıklanmaktadır. Turan da siyasi katılım tanımına, kişilerin siyasi ilgi, bilgi ve tutumlarının da eklenmesi gerektiğini belirtmektedir. Çünkü yapılacak tanımın, kişinin siyasetle ilgi derecesi, kendini siyasi bakımdan etkin hissetmesi, çevresindeki insanlara güvenmesi gibi katılma ile çok yakın ilgisi olan olguları içermesi gerekir.

Siyasal katılımı bireylerin üyesi bulundukları siyasal sistemdeki otoritelerin aldıkları ve alacakları kararları etkilemek üzere yaptıkları davranışlar olarak tanımlayan Kalaycıoğlu'na göre siyasal katılım"... bir genel veya yerel seçimde oy kullanmaktan, bir seçim kampanyasına mali katkıda bulunmaya, pankart taşımaktan, bir adayın belirli mevkiye gelmesini sağlamaya, yerel veya ulusal sorunlar hakkında fikir tartışmasında bulunup çözüm aramaya ve bu amaçla bürokrasiye sorunların çözümü için başvuruda bulunmaya kadar çeşitli eylemler olarak kabul edilebilirler. Bir siyaset adamına kurşun sıkmak, bir ideoloji veya fikri yaymak için çaba göstermek amacıyla gösteri, yürüyüş, boykot yapmak, adam öldürmek, hatta siyasal otoriteye karşı isyan etmek..." siyasal katılım tanımının kapsamına girer.

Siyasal katılım kavramı, bireylerin sadece devlet kademelerindeki kararlarını ve uygulamalarını etkileme eylemlerini ifade etmez, aynı zamanda bireylerin siyasal sisteme karşı bilgi, tutum ve tavırlarından oluşan psikolojik eylemlerini de ifade eder. Zira Kapani siyasal katılımı, toplum üyesi kişilerin (vatandaşların) siyasal sistem karşısında durumlarını, tutumlarını ve davranışlarını belirleyen bir kavram olarak ele almaktadır. Bunu sadece seçimlerde oy kullanmaktan ibaret sanmak eksik ve yanlış bir anlayış olur. Katılım, basit bir meraktan yoğun bir eyleme kadar uzanan geniş bir tutum ve faaliyet alanını kapsar. Özbudun' a göre siyasal katılım, "vatandaşların merkezi veya yöresel devlet organlarının personelini yahut kararlarını etkilemek üzere kendilerince ya da başkalarınca tasarlanmış hukuki veya hukuk dışı başarılı veya başarısız eylemlere girişmeleridir." Tokgöz tarafından yapılan tanımda ise "siyasal katılım, oy vermeyi de içerecek şekilde kampanyalarda çalışma, siyasal tartışmalara girme, siyaset adamlarıyla ilişki kurma ve benzeri şekildeki pek çok sayıdaki davranışsal faaliyetlerdir."

Kısaca söylemek gerekirse, siyasal katılım kavramının tanımlanması konusunda, siyaset bilimcileri arasında tam bir uzlaşma yoktur. Bazılarına göre siyasal katılım sadece davranış boyutu ile öne çıkarken bazılarına göre de siyasal ilgi, bilgi ve tutumları da içermektedir. Yine bazıları hukuka uygun olan eylemlerle uğraşırken bazıları, siyasal eylemleri de katılım kapsamına almaktadırlar.

Tanımlanma şekli ne olursa olsun siyasal katılım, halk tarafından yönetim formülünde ifadesini bulan demokratik yönetimin hem bir ilkesi hem de demokrasiyi sürdürme aracıdır.

1.1.2. Siyasal Katılım Düzeyi

Siyasal katılım, insanların siyasal sistemi etkileme amacıyla verdikleri çabalar anlamında kullanıldığında toplum üyelerinin çabalarının aynı yoğunlukta olması mümkün değildir. Bazıları siyasete ilgi duymazlar veya aynı ilgiyi göstermezler, bazıları ise siyasal faaliyetlere geniş zaman, emek ve paralarını ayırırlar. Siyasal sisteme ilgisiz kalma, siyasal faaliyetlere katılmama durumunun pek nadir olduğunu söyleyen Daver'e göre insanlar, az da olsa, siyasete katılım göstermektedirler.

Siyasal katılımın çeşitli düzeylerde gerçekleşmesi, çeşitli sınıflandırmalar yapmayı gerekli kılmıştır. Amerikalı siyaset bilimcisi Robert Dahi, siyasal katılımın yoğunluk bakımından bir kademelendirmesini yapmış ve siyasal katılım düzeylerini; ilgi, önemseme, bilgi ve eylem olarak sıralamıştır. İlgi, siyasal olayları izlemeyi; önemseme siyasal olaylara önem vermeyi; bilgi, olaylar ve sorunlar hakkında bilgi sahibi olmayı; eylem ise, siyasal olaylara aktif olarak karışmayı ifade eder.

Baykal, Dahl'in söz konusu sınıflamasını, katılımın farklı düzeylerini ifade edemediği gerekçesi ile kabul etmez. Baykal'a göre katılım düzeylerini belirlemede, seçime katılıp-katılmama ölçü alınabilir, fakat bu yolla, kaba bir ikili ayrımın ötesinde ayrıntılı bir katılım düzeyi belirlenemez.Bu nedenle Baykal, aşağıdaki üçlü bir sınıflandırmayı benimser:

• Siyasal olayları izleme
• Siyasal olaylar hakkında tavır takınma
• Siyasal olayların içine karışma

Bu noktada izleme faaliyetleri, dergi, gazete, radyo, açık oturum yolu ile siyasi olayları takip etmeyi, dinleyici sıfatı ile parti kongrelerine ve mitinglere katılmayı, özel temaslarla siyasi konularla ilgilenmeyi kapsar. Bütün bu faaliyetlerin ortak niteliği, siyasi hayattan haberdar olmaya yönelik olmasıdır. Bu faaliyetlerin ardından siyasi olaylar hakkında tavır takınma faaliyetleri gelir. Nihayet, en yoğun katılım şekli olan, siyasi olayların içine karışarak yapılan faaliyetlerdir. Siyasi partilere ya da siyasi derneklere üye olmak, yürüyüş, gösteri ve mitinglerde faal bir şekilde yer almak gibi faaliyetler bu kategori içerisindedir.

Kalaycı oğlu, yapmış olduğu araştırmada Türkiye'de siyasi katılımı, şu üç düzey etrafında belirtmektedir. Birinci düzey, seçim kampanyası ile ilgili faaliyetlerin, örgüt üyeliğinin ve hükümet yetkilileri ile ilişkiler kurmanın en belirgin şekilde etkisi altında bulunan boyuttur. Kalaycıoğlu bu düzeye siyasi katılımın seçim kampanyasını etkileme ve örgütsel faaliyet düzeyi adını vermektedir. İkincisi, siyasi katılımın oy verme düzeyidir. Burada oy verme yolu ile katılım gerçekleşir. Üçüncüsü de, siyasi katılımın tartışma-görüşme düzeyi olarak adlandırılmaktadır. Bu düzeyde dikkati çeken nokta, kişinin çevresindeki hükümet dışı görevleri olanlarla, yakın çevresinin ya da tüm milletin meselelerini tartışması veya görüşmesidir.

Siyasal katılım düzeyinin anlaşılmasını sağlayan bir diğer model, R. Dahi tarafından geliştirilen siyasi tabakalaşma modelidir. Bu modelde Dahi, siyasi katılımı dört ana tabaka halinde ifade etmektedir. Bunlar, siyasi olmayan tabaka, siyasi tabaka, iktidar peşinde koşanlar ve iktidarda olanlardır ve şekil l'de görülmektedir.

Şekil-1: R. Dahi' in Siyasi Tabakalaşma Modeli

 

R. Dahi' in Siyasi Tabakalaşma Modeli

Böyle bir sınıflandırmada, siyasal olmayan tabaka genel olarak, eğitim ve gelir düzeyi düşük, siyasal olaylarla ilgisi olmayan tabaka olarak algılanmaktadır. Siyasal olaylar hakkında merak, ilgi ve bilgi sahibi olmayan siyasal olmayan tabaka ile siyasal tabakalar arasında kesin bir sınır çizmenin imkansız olduğunu söyleyen Kapani'ye göre, siyasete karşı genellikle kayıtsız olan bir kimsenin geçici de olsa zaman zaman bazı konularda bir siyasal ilgi gösterdiği, seçimlerde oy kullandığı görülebilir. Bununla beraber bütün siyasal sistemlerde şu gözlemi yapmak mümkündür; aktif siyasal tabakalar, siyasete fazla ilgisi olmayan vatandaş kitleleri yanında azınlıkta kalırlar.

1.1.3. Siyasal Katılım Türleri

Siyasal sisteme katılım, farklı türlerde gerçekleştirilebilir. Siyasal katılım türleri konusunda tek bir sınıflandırma söz konusu değildir. Farklı bakış açılarından çeşitli sınıflandırmalar yapılmıştır.

Ayata'ya göre, siyasal katılım türleri konusunda yapılan sınıflandırmada temelde iki katılım türü mevcuttur. Bunlar bireysel katılma ve toplumsal katılmadır. "Bireysel siyasal katılım genel olarak vatandaşlık görevleri açısından sayılan, hiçbir ikili insan ilişkisi gerektirmeyen, yalnız olarak gerçekleştirilen siyasal katılım türüdür. Bunun en önemli örneği, oy verme davranışıdır. Oyun gizli olması kuralı bu davranışın bireyselliğini korumakta ve kolaylaştırmaktadır. Toplumsal siyasal katılım ise, bunun aksine, açıkça insan ilişkisi, grup dayanışması ve sosyal faaliyet gerektirir şekilde yapılmaktadır. Bir siyasi partiye üye olmak gibi."

Siyasal katılım türleri ile ilgili olarak genel kabul görmüş diğer bir sınıflandırmaya göre de olağan ve olağan dışı olmak üzere iki tür siyasal katılımdan bahsedilebilmektedir. Olağan siyasal katılma ile ilk akla gelen, oy kullanmaktır. Bundan daha yüksek ölçüde katılım biçimi ise seçim kampanyalarında faal rol oynamaktır. Ayrıca siyasetle ilgilenmek, siyasal konularda başkalarıyla konuşup tartışmak da olağan siyasal katılım içine dahil olmaktadır. Yine, olağan yolla birey, etkili olmak için ya çeşitli örgüt faaliyetlerine başvurur ki siyasi partiler ve meslek kuruluşları bu örgütlerin başında gelir, ya da siyasal sistemde görev alan kişilerle ilişki kurar.Bu anlamda da memura başvurur, bakanlara dert anlatır. Siyasal katılımın olağan dışı biçimleri olağan yolları bilmeyen ya da yeterli bulmayan çeşitli gruplarca kullanılır. Bu tür gruplar bildiri yayınlar, gösteri yürüyüşü ve mitingler düzenler, zaman zaman istekleri kabul edilmediğinde zor kullanırlar. Bunların ötesinde de olağan dışı siyasal katılımın üst düzeyi olarak çete savaşına girerler, devrim girişiminde bulunurlar.

Olağan dışı siyasal katılım biçimleri, rejimin katılığından ve baskılarından kaynaklanabileceği gibi belirli düşünce ve çıkar gruplarının toplumdan destek görmemelerinden, olağan ve yasal yollardan etkili olamamalarından kaynaklanabilir. Barışçı yollardan sağlanamayan etkinin olağan dışı yollardan sağlanmasına çalışılması, aynı zamanda bir umutsuzluğun ifadesi olabilir.

Yukarda belirtilen olağandışı yollar, her ne kadar siyasal katılım olarak yorumlanabilirse de normal demokratik siyasal katılım sürecinin dışında kalırlar.

Milbarth siyasal katılımı türlerine göre şöyle sınıflandırmıştır.

Açık ve gizli Katılım: Bazı bireyler siyasal davranışlarını herkesin önünde açık bir şekilde sergiler. Gazetelere yazı yazma, televizyonda konuşma gibi. Bazıları da siyasal davranışlarını kendilerine özgü gizlilik içinde gösterirler. Evde, arkadaşlarla, özel toplantılarda konuşma gibi.

Zorunlu - Bağımsız Katılım: Siyasal sisteme katılımda bazı davranışlar yasal bir zorunluluğun gerektirdiği karşı konulmaz bir istek üzerine gerçekleştirilir. Vergi ödemek, oy vermek gibi. Bazı davranışlar da istenerek, bireyler tarafından bağımsız bir şekilde gerçekleştirilir.

Sürekli ve Süreksiz Katılım: Siyasal katılım bazı durumlarda, seçim zamanlarında oy vermek gibi devamlı değildir. Oysa bir siyasal partiye üyelik gibi durumlarda süreklidir.

Açıklayıcı ve Araçsal Katılım: Açıklayıcı katılım, mitinglere katılma, siyasi sembollerin kullanılması ve siyasi tartışmalarda bulunma gibi kendisi amaç olan faaliyetlerdir. Araçsal katılım ise araçların kullanılması ve değiştirilmesi ile ilgili faaliyetleri kapsar. Liderlerin seçilmesi, para yardımında bulunulması birer araçsal katılım biçimleridir.

Siyasal Sisteme Veren ve Sistemden Alan Katılım: Siyasal sisteme katılan bireyler, oy vermek, propaganda yapmak, gösterilere katılmak, yazı yazıp konuşmak suretiyle sisteme katkı sağlarlar. Bu katkılar sayesinde de sistemden birtakım sonuçlar, ödüller ve hizmetler bekler. Bu hizmetler ve ödüller, güvenlik hizmeti veya mevki kazanma olabilmektedir.

Sözlü ve Sözsüz Katılım: Bir siyasal konuyu tartışmak, bir açık oturuma katılmak sözlü bir siyasal katılımdır. Buna karşılık mitinglerde bulunmak, protestoya yönelik yürüyüşler, propaganda broşürleri göndermek gibi eylemler de sözsüz katılımı ifade etmektedir.

Toplumsal - Toplumsal Olmayan Katılım: Siyasi bir faaliyette bulunan birey, toplumun diğer bireyleri ile birlikte olursa toplumsal bir katılım söz konusudur. Kapı kapı dolaşarak bir siyasi parti için para yardımında para toplamak gibi. Oysa oy vermek, bir partiye bağlanmak, bir toplantıya katılmak gibi faaliyetler ise toplumsal olmayan katılım türü olmaktadır.

Ayrıca Milbarth, bireylerin siyasal katılımını aktif ve pasif olarak iki biçimde ele almakta ve birey - siyasal sistem ilişkisini hipotetik (varsayıma dayalı) bir tablo halinde sunmaktadır.

Milbarth'a Göre Siyasal Katılım Türleri


Milbarth’ın sınıflandırmasından anlaşıldığı üzere, siyasal katılım farklı özellikleriyle değişik tür ve biçimlerde gerçekleşmektedir. Siyasal katılım türleri toplumların sosyo – ekonomik gelişme düzeylerine göre farklılaşmaktadır. Modern toplumlarda geleneksel toplumlara göre siyasal katılım daha yoğun ve alan olarak daha geniştir. Yani modern toplumlarda siyasete katılan bireylerin oranı geleneksel toplumlarla kıyaslandığında daha yüksektir ve katılım daha çeşitli biçimlerde olmaktadır. Kısaca ifade edersek günümüzde siyasal katılım, modern olabilmenin ve siyasal gelişme göstermenin bir koşulu olarak kabul edilmektedir.

1.1.4. Siyasal Katılımın Niteliği

Siyasal ilişkilerin var olduğu bütün toplumlarda yoğunlukları farklı olmak üzere siyasal katılım ve bunun en belirgin göstergesi olan oy verme davranışı görülür. Bireyler siyasal sisteme hangi nedenlerle katılır? Bu sorunun elbette birden fazla cevabı vardır. Özbudun, bireyleri siyasal katılıma iten dört neden ileri sürmektedir. Bunlar;

a) Kişisel Bağlılığa Dayanan Katılım: Seçmen grupları bu tür katılımda, geleneksel liderlere karşı - klan veya kabile reisleri, dini liderler, zengin toprak sahipleri - kişisel bağlılıklar ve bağımlılıkları sonucu, bu liderler tarafından siyasal katılıma yöneltilirler. Dolayısı ile bunu mobilize katılım olarak da nitelendirebiliriz. Bu tür katılım genelde az gelişmiş ülkelerin kırsal bölgelerinin siyasi hayatında görülmektedir.
b) Dayanışmadan Doğan Katılım: Bireyin mensup olduğu sosyal gruba (köy, etnik veya dinsel cemaat, sosyal sınıf, vb.) olan bağlılığını göstererek, o grubun çoğunluğu yönünde katılımı gerçekleştirmesidir. Bu tür katılımda birey, dayanışmayı esas alarak, grubuyla birlikte hareket etmektedir.
c) Çıkara Dayanan Katılım: Bireyin katılım eyleminin topluluğun, yörenin veya toplumsal sınıf ve katmanların çıkarlarına paralel gerçekleşmesi halidir. Burada bireyler kayırma, iltimas ve nakdi ödemeler kazanmak için, yerel topluluklar çeşitli bayındırlık işleri, eğitim hizmetleri kazanımı için, toplumsal sınıflar da kendi lehlerine dönük siyaset ve yasa değişikliği yapılması için siyasal sisteme katılmaktadır.
d) Yurttaşlık Duygusuna Dayanan Katılım: Bu tür katılım, bir ahlaki yükümlülük duygusundan, bir görev hissinden doğmaktadır. Bu yükümlülük duygusunun altında bireyin ideal toplum ve onun niteliği hakkında beslediği inançlar yatar. Bireyler siyasal katılımı gerçekleştirmekle toplumsal bir ödevi yerine getirme hazzını yaşarlar, herhangi bir maddi kazanç beklentisi içinde olmaz.

Bundan başka bireyler, kararlarda etkili olduklarından emin olmak güdüsüyle davranışlar sergiler. Bu davranışta birey öncelikle etkili olabileceğine dair bir inanca sahiptir.

1.1.5. Siyasal Katılımı Belirleyen Etkenler

Bireylerin siyasal katılıma yönelik ilgi düzeyleri dolayısı ile katılımları da farklı biçimdedir. İlgi ve katılım düzeylerini belirleyebilmek için, bazı etkenleri göz önünde tutmak gerekmektedir. Siyasal katılım, bağımsız bir olgu değildir. Toplum koşullarından, biyolojik etkenlerden, sosyo-ekonomik, psikolojik ve siyasal etkenlerden çeşitli düzeyle etkilenir. Bu etkenlerden bazısı siyasal katılımı hızlandırırken, bazıları da yavaşlatıp engellemektedir.

Biz de çalışmamızda, siyasal katılımı belirleyen etkenleri, biyo-fıziksel etkenler, Baykal ve Turan'ın da incelediği şekilde sosyo-ekonomik, psikolojik ve siyasal değişkenler olmak üzere dört grup halinde incelemeyi uygun bulmaktayız.

1.1.5.1. Biyo-Fiziksel Etmenler

Bireylerin siyasal katılımını belirleyen biyo-fıziksel etkenler, yaş ve cinsiyet değişkenleridir.

1.1.5.1.1. Yaş ve Siyasal Katılım

Yaş grupları, "gençlik", "orta yaş" ve "yaşlılık" gibi sınırlandırıldığı zaman siyasal katılım kavramı daha kolay açıklanabilir. Bir siyasal davranış biçimi olarak siyasete katılım olgusunu yaş faktörü olarak değerlendirdiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır. Hemen hemen tüm toplumlarda özellikle 16-20 yaş arasındaki gençler her düzeyde siyasete fazla ilgi duymamaktadır. Bunun nedenlerinin ise, bu yaş grubundaki gençlerin iş arama, eğitim ve meslek edinme gibi nedenlerle sık sık yer değiştirmeleri olduğu söylenebilir. Henüz belli bir mesleğe sahip olamadıklarından yerleşmemişler ve herhangi bir örgüte üye olmamışlardır.

İnsanlar gençlik olarak adlandırılan dönemden çıktıktan ve orta yaş grubuna ilerledikten sonra her düzeyde ilgileri ve katılımları artmaktadır. Orta yaşlı bir birey genellikle yerleşmiş belli bir statü ve mesleğe kavuşmuş durumdadır ve dolayısıyla toplumda koruyacağı pek çok şey vardır. Bu nedenle orta yaşlılarda siyasal katılım artacaktır. Ayrıca, ilerleyen yaşla birlikte bireyin siyasal tercihlerinin kararlılık kazandığı görülmekte ve siyasal yaşama katılımı daha düzenli olmaktadır.

Yaşlı kategorisinde ise siyasal katılım yeniden düşmektedir. Bu yaş grubundaki insanlar enerjilerini kaybetmekte ve siyasal sistemden fazla şeyler beklememektedir. Değişecek ve değiştirilecek kendileri açısından fazla bir şeyin kalmadığına inanmaktadırlar.

Yaş ile siyasal katılım arasındaki ilişki konusunda E. Kalaycıoğlu, gençlerin seçim kampanyası faaliyetine, oy vermeye oranla daha fazla katıldıklarını, fakat seçim kampanyası faaliyetine en yoğun katılan grubun ise 35-44 yaş grubu olduğunu tespit etmiştir. Yaş gruplarına göre yapılan bu sıralamada gençler siyasal katılım türleri arasında en az oy vermeye, en çok da tartışma, bürokrasiye temas faaliyetlerine katılmaktadır. Ayrıca oy verme, tartışma ve bürokrasiye temas yoluyla siyasal katılma en yoğun biçimde başvuranların orta yaştaki seçmenler olduğu gözlenmiştir.

Kısaca özetlemek gerekirse, siyasal katılım gençlik döneminde düşük, orta yaşta yüksek ve yaşlılıkta da tekrar düşük bir seviyede gerçekleşmektedir. Yaş doğrudan doğruya siyasal katılımı etkilemektedir. Bununla beraber, siyasal katılımı etkileyen diğer etkenleri; örneğin sosyo-ekonomik statü, yerleşme biçimi gibi etkileyerek de dolaylı bir etkiye sahip olmaktadır.

1.1.5.1.2. Cinsiyet ve Siyasal Katılım

Gelişmişlik düzeylerine ve uyguladıkları politikalara bakarak, aralarında farklılıklar olan tüm ülkelerde, siyasal ilgiden başlamak üzere, siyasal katılımın her düzeyine kadınların pasif ve sınırlı katılımı bilinen bir gerçektir. Diğer bir ifade ile günümüze kadar yapılan tüm siyasal katılım ve siyasal davranış araştırmalarında kadınların erkeklere oranla her düzeyde daha az siyasete katıldıkları gözlenmiştir.

"Sosyal psikoloji araştırmaları göstermiştir ki, her toplumun 'kadına özgü' ve 'erkeğe özgü' olarak tanımladıkları yargı kalıpları vardır. Cinsiyet özelliklerinin bu tanımlamaları, bireylerin bilinçli veya bilinçsiz olarak kendilerini belirli beklentilere cevap verecek şekilde ayarlamalarına yol açar, bireylerin üzerinde belirli baskılar oluşturur. Cinsler arası rol farkına bağlı olarak ve toplumun bekleyişlerine de uygun bir biçimde kadınların aile ve ev dışı yaşam için gerekli olan eğitim, girişkenlik vb. türden özelliklere, erkeklere oranla daha az sahip olması beklenebilir. Bu ise kadınların siyasal beceri ve olanaklarının erkeklere göre daha az olduğu anlamına gelmektedir. " Özellikle az gelişmiş ülkelerde, kadınların erkeklere olan ekonomik bağlılığı ve toplumsal değer yargıları, kadının siyasete uzak kalmasına neden olmaktadır.

Kadınların siyasete erkeklerden daha az ilgi duymasının birçok nedeni vardır. Öncelikle cinsiyet faktörü olarak görülen bu siyasete katılım azlığı, kadınların kendi aralarında da farklılık gösterebilmektedir. Kadınların evli veya bekar olmaları, çalışıp çalışmamaları, eğitim seviyeleri ve yaşları da tıpkı erkeklerde olduğu gibi siyasete katılımlarını çok yönlü ve erkeklerden daha çok etkilemektedir. Bu anlamda eğitim seviyesi yüksek, meslek sahibi olarak çalışan kadınların daha özgür olarak eşinin etkisinde fazla kalmadan her düzeyde siyasete daha çok katıldıkları yapılan araştırmalarla saptanmıştır.

Cinsiyetin siyasal katılıma yönelik ilişkisinden söz ederken toplum içinde oluşan kadın imajından da bahsetmekte yarar vardır. Bu anlayışa göre toplumda erkek hakim, kuvvetli, kadın zayıf ve bağımlıdır. Dolayısıyla siyaset erkek işidir. Ayrıca çocuk doğurma işlevinin kadında oluşu da kadını ev işlerine yönlendirmekte, siyasal olayları onun ilgi alanı dışına itmektedir. Bu durum sonucunda ise kadının siyasal katılımının erkeğe bağımlı hale geldiği görülmektedir. Belki de bunun uzantısı olarak şu genel ifadeyi kullanabiliriz: Kadınlar kocalarının kararlarını izleyerek onlarla aynı doğrultuda oy kullanma eğilimi taşımaktadırlar.

Hemen hemen bütün toplumlarda, kadınların seçimlere katılma açısından siyasal davranış farklılıklarını etkileyen iki temel faktörden birisi eğitim, diğeri de evlilik olarak kabul edilmektedir. Diğer bir tabirle, tüm toplumlarda eğitim seviyesi yüksek kadınlar ile evli kadınlar, oy verme davranışı bakımından siyasete daha çok katılmaktadır. Ancak evli kadınların geleneksel toplumlardaki seçimlere katılma yoğunluğu büyük ölçüde bu toplumlardaki erkeklerin zorlama ve otoritesinden kaynaklanmaktadır.

Kadınların siyasal katılımının yetersiz olduğunun bir başka görünümü de, parlamentolarda, belediye meclislerinde, il genel meclislerde kadınların temsilinin son derece düşük olmasıdır. Örneğin, kadınların siyasal haklarının görece erken tanındığı bir ülke olan Türkiye' de kadınların parlamentodaki temsil oranı, hiçbir dönemde %4'ü geçmemiştir.

Nedenleri ne olursa olsun, uygulamadaki durum aşikar olarak ortadadır: Türkiye'de nüfusun yaklaşık yarısını oluşturan kadınlar, siyasal katılımda "taraf olma şansından yoksundurlar. Diğer bir ifade ile, kağıt üzerinde tüm yurttaşlara açık bulunan siyasal haklar, bu yurttaşların yarısına kapalıdır. Geniş eğitim ve yetişme olanaklarından yararlanmış çok küçük bir azınlık dışında, ülkemizdeki kadın nüfusu, devlet yönetimine katılım hakkının öznesi saymaya olanak yoktur.

1.1.5.2. Sosyo-Ekonomik Etkenler

Bireyin siyasal katılımını etkileyen sosyo-ekonomik etkenler, gelir durumu, eğitim düzeyi, meslek, yerleşme biçimi, kütle iletişim araçlarını izleme ve aile gibi değişkenlerdir. Bu sosyo-ekonomik değişkenlerin birbiriyle çok yakın bir ilişkisi vardır. Araştırmalar göstermiştir ki, siyasal katılım ve sosyo-ekonomik statü arasında güçlü ve olumlu yönde bir bağlantı vardır. Yüksek sosyo-ekonomik statüye sahip olanların siyasal katılım düzeyinin de yüksek olması ilk akla gelen düşüncedir. Çünkü bu kişiler toplumda en fazla imkâna sahip oldukları için toplumdaki bu yerlerini korumak ve devam ettirmek için siyasal sistemin işleyişini ve siyasal olayların gelişimini izlemekte, karar mercilerini sürekli etkilemeye çalışmaktadırlar. Yüksek sosyo-ekonomik statü aynı zamanda siyasal ilgi, siyasal etkinlik ve siyasal bilginin de temel kaynağı durumundadır. Biz de çalışmamızda siyasal katılıma neden olan bu değişiklikleri kısaca ele alacağız.

1.1.5.2.1. Gelir ve Siyasal Katılım

Gelir ve siyasal katılım ilişkisinin varlığı konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. A.B.D.'de yapılan ilk araştırmalar gelirdeki artışla birlikte, oy kullanma eğiliminin de arttığını göstermiştir. Ancak daha sonra yapılan araştırmalardan Milbarth'ın araştırmasında, gelir ve siyasal katılım arasında bir ilişkinin olmadığı sonucuna varılmıştır.

Bireyin gelirleri arttıkça siyasal katılım biçimlerinden sadece biri olan "oy verme" eğilimlerinin artacağı varsayımı, her zaman ve her yerde doğrulanmamıştır. Türkiye'de henüz gelir ve siyasal katılım ilişkisini konu edinen araştırmalar yapılmamıştır. Bununla birlikte sorun, salt oy kullanma açısından ele alınırsa, gelirin artmasıyla oy kullanma olasılığının düşebileceği belirtilebilir. Siyasal katılımının pasif bir grubu içinde bulunan oy verme davranışından daha üst düzeydeki katılım türlerine geçildikçe, gelir artışıyla daha üst düzeyde katılma yönelme eğiliminin belirmesi olasıdır. Örneğin geliri artan birey seçimlerde milletvekili adayı olabilmekte, parti örgütlerinin üst bölümünde görev alabilmekte ve ülke sorunlarıyla siyasal katılım vasıtasıyla daha çok ilgilenebilmektedir.

1.1.5.2.2. Eğitim Düzeyi ve Siyasal Katılım

Bireyin eğitim düzeyinin yükselmesi ile siyasal katılım düzeyinin artacağı, yani eğitim ile siyasal katılım arasında olumlu ve doğru orantılı bir bağlantının varlığı değişik ülkelerde yapılmış birçok araştırmada ispatlanmıştır.18 Öncelikle eğitim siyasal değerlerin aktarılmasında başvurulan en önemli araçlardan biridir. Eğitim gören bir kimse siyasal katılımın istenilen bir davranış olduğuna inanabilir, siyasal sistem hakkında daha çok bilgiye sahip olması neticesinde de siyasal faaliyetlerde bulunmak için kendini daha yetenekli ya da daha hazırlıklı hissedebilir.

Ayrıca eğitim ve kurumlarına devam etmek suretiyle bireyin siyasal yaşama katılımının daha sık ve yoğun olması şu altı nedenle açıklanabilir. İlk olarak eğitime sahip olanlar olmayanlara oranla siyasal katılım konusunda daha derin bir görev duygusu taşımakta ve bu bireyler katılımı yurttaşlık görevi saymaktadırlar. İkinci olarak eğitim, bireye kendi çıkarını temin için toplumun kendisine tanıdığı olanakları, sahip olduğu siyasal kaynakları seferber ederek değerlendirebileceğini ve bunu nasıl yapabileceğini - bürokrasi ile nasıl haberleşebileceğini - kazandırmaktadır. Üçüncü olarak eğitim bireye gelir ve toplumsal statü sağlar. Eğitim yaratmış olduğu gelir etkisiyle, gelire sahip olanların toplumda daha güçlü mevkilere gelmesini ve bu mevkisini korumak için siyasal yaşamda daha etkin rol oynamalarını temin etmektedir. Dördüncü olarak eğitim bireyin bilişsel yetenekler kazanmasına yardımcı olur. Böylece birey soyut ve genel kavramları düşünce faaliyetinde kullanacaktır. Böylece karmaşık ilişkilerin hüküm sürdüğü toplumlarda bürokrasi ile haberleşmeyi birey yazılı olarak soyut düşünebilme yetisiyle sağlayacaktır. Beşinci olarak, eğitilmiş bireyler, çevresinden ve evrenden daha fazla haberdar olan, daha nüfuslu insanlarla ilişki içinde olmaktadır. Bu toplumsal alanda kurulan ilişkiler neticesinde bireyler merkezi hükümet ile ilişkilerde kolaylık ve fayda sağlamaktadır. Altıncı olarak da, eğitim sırasında birey, ders ve ders dışı okul faaliyetleri neticesinde bir grup içinde hareket etmektedir. Eğitim kurumu, arkadaş grubu vasıtasıyla bireyin siyasal tutum, eğilim ve değerleri üzerinde etki yapmaktadır. Eğitim kurumunun bireyi okul içi faaliyete zorlayarak bireyin yakın çevresinde başkaları ile ilişki kurma, ortak hareket etme ve grup halindeki insanlara hitap etme becerisi kazandığı görülmektedir.

1.1.5.2.3. Mesleki Statü ve Siyasal Katılım

Bireyin siyasal katılımını etkileyen sosyo-ekonomik etkenlerden biri de meslektir. Meslek statüsü yüksek olan bireyin, düşük statülü mesleklere sahip olanlara oranla, siyasal yaşamda daha aktif rol oynayabilecekleri, hükümet bürokrasisiyle daha kolay ve etkin ilişki kurabilecekleri söylenebilir. Mesleğin siyasal davranışı ve siyasal katılımı diğer iki değişken olan gelir ve eğitimden bağımsız olarak etkilediğine ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Örneğin bazı ülkelerde yapılan araştırmalarda, avukatların diğer meslek gruplarına kıyasla siyasete daha yoğun biçimde katılabileceklerini göstermektedir.

Bireyin sahip olduğu mesleğin çeşitli nitelikleri, bireyin siyasal katılımını etkilemektedir. Bazı meslekler, siyasal sistemin eylemlerinden daha çabuk etkilendikleri için, o meslekleri icra edenlerin siyasete daha yönlü ilgi duymaları ve katılımları beklenebilir. Örneğin dış ticaretle uğraşanların, hammadde ve makine bakımından ithalata bağımlı olanların hükümet faaliyetlerini yakından izlemesi doğaldır. Genel bir ifade ile belirtirsek, farklı meslek gruplarının, kendilerini ilgilendiren konularda siyasal kararlar alması gerektiğinde, daha yoğun siyasal katılım biçimlerine yönleneceklerini tahmin edebiliriz.25 Siyasal kararların geniş ölçüde etkisine tabii meslekler arasında hükümet tarafından tespit edilen mahsulleri üreten çiftçiler, işadamları gibi gruplar bulunur. Bu meslek gruplarının hemen her yerde yüksek oranlarda seçimlerde oy kullanmaya katıldıkları görülmektedir.

Bireyin içinde yaşadığı yerleşim biriminin büyüklüğü ve sahip olduğu eğitim, o bireyin mesleğini belirler. İşte kent ve eğitim olanakları ile ilintisi göz önüne alındığında şöyle bir sav ileri sürülebilir; meslek statüsü yüksek olan birey, büyük bir ihtimalle iyi bir eğitime sahip olup, yaşamının büyük bir kısmını kent çevresinde geçirmişliğin etkisiyle dar ve özel bir ortamın üyesi durumundadır. Böyle bir ortamın içinde bulunması, haberleşme ve ilişkiler ağı ile kolaylıkla bireyin hükümet bürokrasisinin en üst kademelerini oluşturanlarla kendisini aynı düzeyde görmesini sağlayacaktır. Dolayısı ile meslek statüsü yüksek olan bireyler olmayanlara oranla siyasi karar mercileri ile iletişimde daha avantajlı olmaktadırlar. Meslek statüsü yüksek olan bireyler olmayanlara göre hükümet bürokrasisi ile iyi ilişkiler kurabilmesi yanında, bunun kadar zor olmayan oy verme, siyasal ve toplumsal sorunları yakın çevresiyle tartışma faaliyetlerini de düşük meslek statüsü olanlara karşı daha sık gerçekleştirmektedirler. Ayrıca bireyin meslek statüsü yükseldikçe örgüt üyeliği ve faaliyetlerinin de artacağı ifade edilebilir.

Bazı meslekler daha yoğun siyasal katılıma neden olabilir; yöneticilik, yasa hazırlanması alanlarında tecrübe kazanan memurların, meslekten ayrıldıktan sonra siyasal partilerde görev almaları bu tür mesleklerdendir. Özellikle günümüzde siyasetin etkin bir parçası olan askerlik mesleği de siyasal katılımın yoğun bir biçimde yaşandığı mesleklerden olmuştur.

Sonuç olarak denilebilir ki, eğitim, meslek ve gelir, birbirleriyle yakın ilişkileri olan ve siyasal katılımı etkileyen sosyo-ekonomik etkenlerdir. Siyasal katılım incelenirken bu üç etken ayrı ayrı değil, bağlantılı olarak ele alınmalıdır.

1.1.5.2.4. Yerleşme Biçimi ve Siyasal Katılım

Bireyin kent, kasaba ve köyde ayrıca yurdun değişik bölgelerinde yaşamalarına göre, bireyin siyasal davranış ve katılımlarının ayrıldığı gözlenmiştir. Katılım konusunu inceleyenlere göre, bireylerin yaşadıkları yerlerin ve bu yerlerin gelişmişlik düzeyi ile siyasal katılım arasında doğrudan bir ilişki vardır. Genelde köy toplumlarında yaşayanlar, eğitim, gelir ve meslekle ilgili nitelikleri dolayısı ile kendilerinden daha yüksek bir katılım seviyesi beklenebilecek durumda olan kimseler değillerdir. Eğitim ve gelir seviyesi kentlerde yaşayanlara göre daha düşüktür ve meslek yönünden de daha elverişsiz durumdadırlar. Köy hayatının diğer sosyolojik özellikleri de siyasal katılımı olumlu etkileyecek nitelikte değildir. Radyo ve basın gibi siyasal olayları ve yorumları ileten kitle haberleşme araçları ile siyasal ilgi oluşturan örgütlerin oranı, kentlerde daha yüksektir.

Böyle olmasına rağmen seçimlere katılıp oy verme yönünde yerleşme faktörü ilginç sonuçlar vermektedir. Zira Türkiye'de yapılan bir araştırmaya göre kırsal kesimde oylamaya katılım kentsel kesime oranla daha fazladır. Kuramsal düzeyde, kentin katılımcı kültür çevresi -ki yukarıda değinmiştik- dikkate alındığında katılımın kentsel kesime göre daha yoğun olması beklenir. Peki bu durum nasıl açıklana bilir?

Önce şunu ifade etmeliyiz, oy kullanma konusundaki farklılık, katılımın diğer biçimlerinde geçerli olmamaktadır. Ancak oy verme konusunda köy ve kent çevresi yaşamında bu sapmanın nedenlerini üç bakışta ifade edebiliriz. Birinci olarak, köy gibi küçük yerleşme birimlerinde oy kullanmama fark edileceği için, birey oy kullanma yönünde baskı hisseder. İkinci olarak, kentte yaşayanların çeşitliliğinin daha fazla olması, oy kullanmaya verilen önemi azaltır. Üçüncü olarak da kentli birey, oy kullanma ve siyasal tercih yapmakta çapraz baskılar dolayısı ile güçlüklerle karşılaşır. Kırsal alandaki kişi yeni topum içinde kendisine güvenli ve toplumsal yer edinmek ister.

Kent-köy ayrımının siyasal katılım üzerindeki etkileri incelendiği zaman şu ikili duruma da değinmekte fayda vardır. Yapılan araştırmalara göre, bir yandan kentsel yaşamın oluşturduğu karmaşık yapı ve bireyi ikinci plana iten ilişkiler, siyasal karar alma sürecinde bireyin etkinliğini azaltmakta ve katılımını zorlaştırmaktadır. Diğer yandan da kentsel yaşam kente göçen kişilere yeni eğitim olanakları, yeni bir iletişim ağından haberdar olup etkilenme ve gelişen örgütsel faaliyet şansı da vermekte ve böylece bu kitlenin siyasal katılımını teşvik etmektedir.

İşte bu noktada Kalaycıoğlu'na göre de, kentlerdeki toplumsal ve siyasal yapı karmaşıklığı, başlı başına siyasal katılımı engelleyen bir etkendir. Ancak kentsel yaşam temelde siyasal katılımı, eğitim olanakları, kitle haberleşme olanaklarının yaygınlığı, örgütsel faaliyetlerin varlığı dolayısı ile teşvik edici yönde etkilemektedir. Ayrıca yerleşme biçimi, siyasal katılım türlerini de etkilemektedir. Olağandışı siyasal terör türünden katılım eylemleri büyük ölçüde kentsel yerleşme biçimlerinde yapıla-gelen faaliyetlerdir. Bu anlamda kentsel yaşam olağan siyasal katılım türünden başka olağan dışı siyasal katılımı da besleyen koşullar oluşturmaktadır.

1.1.5.2.5. Aile ve Siyasal Katılım

Aile bireylerin siyasal gelişmesinde rol oynayan kurumlardan biridir. Birey moral değerlerini temelde aileden alır. Aile üyeleri, bazı siyasal değerleri, tutumları ve davranış kalıplarını bilerek ve isteyerek çocuğa aktarabilir. Aile, bireyin toplumsallaşmasında uyguladığı bilinçli toplumsallaştırma süreci ile, çocuğa toplumda geçerli değer ve normları aktarmaktadır.

Yapılan araştırmalara göre, siyasal parti seçimi dışında ailenin özgül bir etkisi bulunmamıştır, aile etkisinin daha çok genel tutumlarda belirleyici olduğu saptanmıştır. Siyasal toplumsallaşma kuramlarına göre ise, çocuğun siyasete aşinalık kazanması ailenin tuttuğu partiyle özdeşleştiği oranda artar ve çocuğa siyasal olayları değerlendirme yetkisi kazandırır. Çocuk erken yaşlarda anne ve babasına derin duygularla bağlandığından onların etkisine maruz kalarak parti tercihlerini, örneğin babasıyla uyumlu olarak veya ona benzer şekilde belirleyebilir. Dolayısı ile ailenin etkisi siyasal parti bağlarının aktarılmasında ve genel değerlerin benimsetilmesinde söz konusu olmaktadır.

Aile, çocuğun siyasal katılım yönündeki davranışlarını başlıca iki biçimde etkileyebilmektedir. Birincisi, ailenin doğrudan doğruya siyasal konulara olan ilgisi ile davranış ve düşünce yönünden etkilemektedir. İkincisi ise aslında siyasal nitelikte olmayan tutumların dolaylı olarak siyasal davranışları doğurmasıdır. Yapılan çalışmalarda, ailenin siyasal konularla ilgilenmesinin çocukta da benzer bir ilgi ve katılım isteği doğurduğu görülmüş, bunun yanında siyasal konulara ilgisiz kalan ailelerin çocuklarında ise, açık bir ilgisizlik gözlenmiştir. Yine, siyasal yönden bilgili olan ana babaların, çocuklarına siyasal olayları daha tutarlı biçimde, çocuğun anlayacağı tarzda açıkladıkları görülmüştür. Aynı biçimde ailenin seçime katılma eylemi ile, çocuğun seçime katılma isteği arasında olumlu bir ilişki olduğu saptanmıştır.

Tekeli, yaptığı araştırmada parlamenter kadınların önemli bir bölümünün siyasete katılıp politikayla ilgilenmeye, ailenin politikayla ilgili bir aile olması nedeniyle başladıklarını bulmuştur. Yine yapılan araştırmalarda, çocuğun siyasal bilinç kazanmasında, ananın babaya oranla daha etkili olduğu, ana baba arasında siyasal görüş ayrılığı varsa, bu durumda ananın üstünlüğünün daha da belirginleştiği görülmüştür. Eğer anne eğitilmişse ve siyasallaşmışsa, özellikle kız çocuklarına karşı babadan daha etkili olabilmektedir. Bu saptama böylelikle erkek egemen aile yapısının doğası gereği, siyasal toplumsallaşmada, babanın anneden daha etkili olacağı varsayımını çürütmektedir. Yine Türkiye'de hakim olan erkek egemen toplumsal yapıya rağmen, siyasal toplumsallaşmada babanın çok etkin olamadığını göstermektedir.

Ayrıca, ailenin siyasal katılımı üzerindeki etkisini azaltıcı faktörleri de burada saymayı gerekli buluyoruz. Bu faktörlerin en önemlisi "zaman" faktörüdür. Yıllar geçtikçe ailenin çocuk üzerindeki etkisi azalmaktadır. Diğeri de çocuğun yüksek öğrenim yapması halidir.

Sonuç olarak, duygusallık, kişisel bağlılık ve yakın ilişkilerin söz konusu olduğu aile, çocuğun siyasal katılımını ve siyasal toplumsallaşmasının genel çerçevesini çizen, diğer toplumsallaşma kurumlarına gerekli alt yapıyı hazırlayıp onları destekleyen kurum olmaktadır.

1.1.5.2.6. Kitle İletişim Araçları ve Siyasal Katılım

Toplumsal ve siyasal olayların bireylere ulaşmasının en önemli yolu, çağdaşlaşan dünyamızda kitle iletişim araçlarıdır. Bu nedenle bu araçların etkinliğini kısaca siyasal katılım odaklı olarak ifade edeceğiz.

Kentleşme, eğitim olanaklarını artırması yanında, kitle iletişim araçlarını izlemeyi de kolaylaştırmaktadır. Kitle iletişim araçlarına maruz kalmak bireye, çevresindeki siyasal olaylar hakkında bilgi sahibi olma imkanı verir. Birey bu bilgilerini başkaları ile siyasal konularda tartışma ve onları ikna etmede kullanabilir, böylelikle siyasal yaşama katılmış olur. Yine kitle iletişim araçlarını izleme ile bireyler ulusal ve uluslar arası sistemleri, bunların işleyiş ve öğelerini öğrenirler. Ayrıca kitle iletişim araçları siyasal olaylara ilgi çekme, siyasal olayların anlaşılmasını kolaylaştırma ve hatta siyasal olayların değerlendirilmesinde yardım ederek, siyasal katılımı belirlemede rolü olan bazı siyasal tutum, değer ve eğilimlerin saptanmasında da bireye yol gösterir.

Farklı ve uzak mesafedeki toplumlar ve uluslarla ilgili siyasal konulan bireyin bilgisine sunan gazete, radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçları, eğitimden yararlanmamış olan geniş kitlelere eğitim kadar etkili biçimde siyasal ilgi ve bilgi sağlamakta, siyasal davranışa bireyin itilişini mümkün kılmaktadır. Özellikle seçim dönemlerinde seçime ilgi çekmek ve yurttaşları oy vermeye çağırmak, siyasal lider ve yorumcuların kamuoyunu siyasal katılım yönünde etkilemek amacıyla yaptıkları programlar, hemen her siyasal sistemde kitle iletişim araçları tarafından yapılmaktadır. Böylece bireyler siyasal yaşama katılım göstermektedirler.

Kitle iletişim araçlarının propaganda ve bilgi sağlama etkisi herkesi aynı şekilde etkilemez. Eğitim düzeyi bakımından özellikle radyo ve televizyon haberleri en çok hiç okul bitirmeyenlerle ilkokul mezunları arasında etkili olurken, gazetelerin etkisi ortaokul ve lise mezunları üzerinde olmaktadır. Yaş kümelerine göre dağılıma bakıldığında ise şu sonuçlar çıkmaktadır. Radyo propagandasından en çok 21-30 yaş kümesi etkilenmektedir. Radyo ve televizyon haberleri en çok 31-40 yaş arasında, ikinci olarak da 41-50 yaş kümesinde etkili olmaktadır.

Sonuç olarak, siyasal davranışı değiştirmede kitle iletişim araçlarının etkinliğini sınırlayan iki neden vardır. Birincisi, kitle iletişim araçları etkisini dolaylı biçimde kanı önderleri aracılığı ile gösterir. İkincisi ise, kitle iletişim araçları, bireylerin eğilimlerini değiştirmeden ve yeni eğilimler yaratmadan öte, var olan eğilimleri güçlendirir.

Bireylerin siyasal yaşama girip birer siyasal aktör haline gelmesinde biyo-fıziksel ve sosyo-ekonomik etkenlere kısaca değindik. Bu etkilerin ne şekilde siyasal katılımı etkilendiğini belirtik. Konuyu bütünüyle kavrama açısından bir başka başlık altında psikolojik etkenleri de incelemeye de gereksinim duymaktayız. Zira bireyin siyasal davranışlar göstermesinde psikolojik değişkenler de önemli yer tutmaktadır.

1.1.5.3. Psikolojik Etkenler

Bireyin siyasal katılım davranışına yönelmesinde sosyo ekonomik faktörler dışında bireyi etkileyen diğer bir etken de psikolojik etkenlerdir. Aslında sosyo-ekonomik etkenler psikolojik etkenlerden bağımsız değildir. Siyasal davranışın psikolojik boyutları ile neden ilgilendiğimiz gerektiği şöyle açıklanabilir. Aynı sosyo-ekonomik değişkenler değişik bireylere aynı yönde etkide bulundukları zaman, sonuç tek tip siyasal davranış olmaktadır. Bu yüzden bu farkı oluşturan bir başka değişkenler dizisine ihtiyaç duyulur ki, bunlar da kişi psikolojisi ile ilgili olan değişkenler olmaktadır.Bu değişkenler de kısaca şöyle sıralanabilir:

1.1.5.3.1. Etkenlik Duygusu

Siyasal katılımı arttırıcı yönde etki yapan psikolojik değişkenlerden en önemlisi "etkenlik duygusu"dur. Baykal, etkenlik duygusunu, birey etrafında çevreye hakim olma konusunda kendini güçlü hissedip hissetmediği durum olarak, Kapani ise, kişinin kendi eylem ve davranışı ile çevresine ve olayların akışına etkide bulunabileceği inancını bireyin taşıyıp taşıyamayacağını ifade eden bir kavram olarak tanımlamışlardır. Etkenlik duygusuna sahip bir birey, çevresini etkileyebileceğini, denetleyebileceğini düşünür, kendine güveni tamdır. Çevrelerini etkileyip denetleyebileceklerini düşünen bireylerin siyasal katılıma daha fazla eğilimleri olmaktadır. Bu eğilimleri eğitim, meslek vb. sosyo-ekonomik etkenler güçlendirir. Ayrıca etkenlik duyusu bireyin siyasal katılımını bu etkenlerden bağımsız olarak da etkilemektedir.

Kişisel etkenlik duygusunun özel bir hali sayılabilecek siyasal etkenlik duygusu, bireyin içinde yaşadığı siyasal sisteme ve onun parçalarına etki etmek suretiyle sistemi kendi yararına çalıştırabileceği inancı taşımasıdır. Yaptığı bir eylem karşısında hiçbir sonuç alınamayacağını ve daha da fenası, yaptırımlara hedef olabileceğini kestiren bir bireyin o eylemi yapabilmesi zordur. Siyasal sisteme yönelteceği talepler için yaptırım uygulanmayıp bunlara cevap verileceğini düşündüğü ölçüde birey, siyasal sisteme katılıma eğilimli olacaktır.

Siyasal etkenlik duygusunun zayıf ya da güçlü oluşuna göre siyasal katılım azalmakta veya artmaktadır. Batı Avrupa ve A.B.D.'de yapılmış bir çok araştırmada, siyasal etkenliğe sahip olanların olmayanlara göre daha yoğun olarak siyasal yaşama katıldıkları, oy vermekten protesto eylemlerine kadar çeşitli katılım türlerine başvurdukları saplanmıştır.

1.1.5.3.2. Sosyal Girişkenlik

Etkenlik duygusuna benzer bir başka psikolojik etken de , sosyal girişkenlik duygusunun bireyde var olup olmamasıdır. Bu duyguya sahip bireyler sosyal temaslarda bir rahatlığa ve bunlar için gerekli yeteneğe sahiptir. Dolayısı ile bu fertlerin siyası temaslarda da rahat olduğu ve daha çok siyasal katılımı gerçekleştirdiği söylenebilir.

Ayrıca sosyal girişkenlik duygusuna sahip özellik gösteren bireyler, çevrelerindeki kişilerle karşılaştıklarında daha girişimci, daha fazla örgütlendirme yeteneğine sahip bir görüntü çizmekte ve diğer insanlarlarla iletişim kurmada zorluk çekmemektedirler. Bu durum da böyle bireylerin daha yoğun siyasal katılım göstermeleri sonucunu vermektedir.

1.1.5.3.3. Güven Duygusu

Bireylerin siyasal katılıma yönelik siyasal davranışlarda bulunmasında bir diğer etken de bireyin çevresindeki insanlara beslediği güven duygusudur. Birey siyasal süreci tek başına etkileyemeyeceği için, amaçlarını gerçekleştirmek için topluluklar, örgütler kanalıyla eylemde bulunur. Ancak başka insanlarla hareket etme ve dayanışma, bireyin iş birliği yaptığı kişilere güven duymasını gerektirir. Kişiye güvenmeyen, herkesten ve her şeyden şüphe duyan birisinin başkalarıyla birlikte çalışmayı gerektiren ve toplumsal niteliği olan eylemlerden kaçınması beklenir. Gelişmekte olan ülkelerde çıkar, sınıf v.b.esaslar üzerine kurulmaya çalışılan örgütlerin güçlüklerle karşılaşması ve sık sık başarısızlığa uğramasının altında yatan neden, bireylerin aile, aşiret, klan gibi geleneksel gruplaşmalar dışında kalan birleşmelerden güvensizlik duygusu dolayısıyla kaçınmaları gerçeğidir. Zira Kalaycıoğlu, bireylerin toplumsal içerikli örgütlere olan güveni ile siyasal katılım arasında kurulabilecek bir ilişkide, güven duygusundan yoksunluğun bireyin siyasal katılımı için olumsuz sonuçlar doğuracağını belirtmiştir. Bunun tersini ifade edersek, siyasal sisteme inanan, güven duyan bireyler, siyasal sisteme daha yoğun olarak katılırlar.

1.1.5.3.4. Empati

Bireyin siyasal katılım düzeyini ve yoğunluğunu belirleyen diğer bir psikolojik etken de "empati" dir. Bu kavram, genel bir modernleşme ölçüsü olarak kullanılsa da, siyasal katılım olgusunu açıklayabilmede yardımcı olabilecek özelliklere sahiptir.

Ortadoğu ülkelerini kapsayan bir çalışmada Daniel Lerner, bireyin siyasal katılımını etkileyebilecek bir değişken olarak "empati"yi önermiştir. Empati, kişinin soyut düşünebilmesini, kendini başkalarının yerine koyabilmesini, yenilikleri kabule yatkınlığını içermektedir. Diğer bir ifade ile Lerner, bireyin hem başkalarının niteliklerini kendisininkine benzeterek ona bağlanmayı, hem de başkalarına benzemek isteyerek onlara bağlanmayı içeren iki özellikten oluşan, bireyin kendisini başkasının yerine koyabilme yeteneğine "empati" adını vermektedir.

Bütün bu yargılar bizi empati özelliği taşıyan bireyin, siyasal yaşama daha fazla katılan birisi olduğu sürecine götürmektedir.

1.1.5.3.5. Siyasal İlgi

Siyasal katılımı belirleyen psikolojik etkenlerden biri de "siyasal ilgi" dir. "Siyasal ilgi, siyasal olayları, siyasal sistemin işleyişini ve siyasal kararlar alınmasını sürekli ve düzenli olarak izleme eğilimidir. Bireyin siyasal ilgisi artıkça siyasal olayları algılaması kolaylaşmakta ve siyasal olaylara karşı dürtülerin bireydeki etkileri yoğunlaşmaktadır.... Siyasal ilgi artışının siyasal yaşamda daha faal bir rol oynamayı, hem siyasal olayların algılanmasını kolaylaştırması, hem de bireyin siyasal eyleme yakınlaşmayı sağlayan dürtü bombardımanına maruz kalması nedeniyle kolaylaştırdığı veya belirlediği iddia edilebilir."

Siyasal sistemin işleyişini ve siyasal olayları düzenli ve sürekli olarak izleyen bir bireyin izlemeyenlere oranla, siyasal sistemin yapı ve işleyişi hakkında kapsamlı bir bilgiye sahip olabileceği şüphe götürmez. Böylelikle, siyasal ilginin siyasal bilgi ve siyasal katılım üzerinde pozitif bir etkisinin olduğu söylenebilir.

Yukarıda tek tek incelediğimiz psikolojik değişkenler, katılımı uyarıcı yönde etkiler. Fakat bunların yanında siyasal katılımı olumsuz yönde etkileyici ve katılımdan uzaklaştırıcı psikolojik etkenler de vardır. 'Siyasal yabacılaşma' böyle bir değişkendir.

Siyasal yabancılaşma benlik (birey) ile siyasal yapı arasında meydana gelen kopma ya da uzaklaşma sürecidir. Siyasal sisteme yabancılaşan bireyler, sistemi kendileri ile hiçbir ilişkisi olmayan, kendileri dışında bir yapı olarak görürler. Yabancılaşan birey için siyasal sistem bir anlam ifade etmez. Baykal, yabancılaşmadan başka "anomi" ve 'cynicism' in de siyasal katılımı olumsuz etkileyen psikolojik değişkenler olarak kabul eder. 'Anomi' genel bir inanç ve istikamet yokluğu ya da karışıklığını ifade etmektedir. Siyasal olaylar üzerinde etkili olma ümidi tamamen kaybedilmiştir. Bu şekli ile etkenlik duygusunun tam tersi olduğu söylenebilir. Fakat bundan ibaret değildir, güçsüzlük ve normsuzluk bir arada bulunmaktadır.

Cynicism, siyasal hayata karşı alınan olumsuz bir tavırdır. Bu tavrın başlıca ayırıcı noktalan, bireyin siyasal sistemden kopması değil, sisteme karşı patolojik sayılabilecek derecede kökten olumsuz bir tavır takınması dır. Bunu belirli bir sisteme karşı muhalefet ile karıştırmamak gerekir. Çünkü cynic kişinin hiçbir siyasal sisteme olumlu bir yönelişi yoktur.

Siyasal sisteme yabancılaşan bireylerin hangi eylem türlerini tercih edeceği konusunda belirli bir görüş yoktur. Siyasal yabacılaşma ve cynicism ile sosyo-ekonomik statü arasında kurulan ilişkide eğitim seviyesi ve statüsü yükseldikçe cynicism'e daha az rastlanmaktadır. Yabancılaşma eğitim ve statünün artışı ile azalacaktır.

Görüldüğü üzere psikolojik etkenler siyasal katılım üzerinde belli bir etkiye sahiptir. Ancak bu faktörleri sosyal etkenlerden soyutlamak mümkün değildir.Yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, meslek, yerleşim birimi vb. değişkenler psikolojik faktörlerle sebep-sonuç ilişkisi içinde bulunmaktadır.

1.1.5.4. Siyasal Etkenler

Bireyin siyasal davranış ya da siyasal katılımını etkileyen bir diğer etkenler grubu da siyasal değişkenlerdir. Bunların en önemlisi, siyasal sistemin yapısı ve işleyişi ile siyasal partiler olduğundan, bunları kısaca açıklamak gerekmektedir .

1.1.5.4.1. Siyasal Sistem Yapısı ve İşleyişi

Siyasal sistemin yapısı ve işleyişinin bireyin siyasal davranışını belirlediği genel bir kanı haline gelmiştir. Turan 'a göre, "her siyasal sistem, siyasal sürecin bir kurallar dizesi içerisinde cereyan etmesini öngörür, yasalarla siyasal yaşantıyı düzenler. Sözgelimi, her sistemde, kimin siyasal sürece katılabileceğine, bazı durumlarda hangi düzeyde katılabileceğine ilişkin kayıtlar vardır. Oy verme ve seçilme hakkı çeşitli biçimlerde kısıtlanmıştır. Seçmenlik hakkı, belirli bir yaşa erişmeye bağlıdır. Bazı sistemlerde bunlara ek olarak okur-yazarlık, belirli bir süre oy kullanılan yerde oturmuş olmak, erkek olmak, vergi ödemek, belirli tür suçlardan mahkum edilmemiş olmak, askerlik gibi bazı meslekleri icra etmemek ve benzeri koşullar aranmaktadır." Halen ülkemizde 18 yaşını doldurmamış olanlar, kısıtlı ve yükümlüler, askerlik görevini yapmakta olanlar meşru olarak oy vermezler ve siyasal yaşama katılamazlar. Ayrıca milletvekili seçilebilmek için 25 yaşını doldurmuş olmak, okur-yazar olmak gibi sınırlayıcı yasal koşullar uygulanmaktadır.

1.1.5.4.2. Siyasal Parti ve Parti Sistemleri

Siyasal etkenler kapsamında siyasal partilerin de bireylerin siyasal katılımını etkilediği söylenebilir. Baykal' in ifadesiyle "partiler, bireyler için bir özdeşleşme aracı ve referans grubu olarak onların siyasal davranışlarını etkiler. Diğer yandan partiler, birer mobilizasyon aracı olarak, bireylerin siyasal davranışlarını harekete geçirici rol oynar... Tabiatıyla bireyin siyasal davranışını partiler tarafından şekillendirilme olasılığı, birey ile siyasal parti arasındaki bağın yoğunluğuna bağlı olarak azalıp artacaktır."

Sistemdeki partilerin, siyasete ideolojik veya pragmatik biçimde yaklaşmaları katılım ile ilişkilidir. Genellikle ideolojik partiler kanalı ile siyasete katılanlar, sayıca daha az olmakla birlikte daha yoğun katılım gösterirler. Pragmatik yaklaşım içinde olan partiler ise oylarını arttırmayı vurgulamakta, bunun dışında kalan katılım yollarına daha az önem vermektedir.

"Parti sistemleri de bireylerin siyasal katılımı üzerinde bir ilişkiye sahiptir" görüşünü benimseyen Milbarth'a göre, partilerin birbirleriyle rekabet ettiği bir ortamda bireyler, bir tercih yapma konusunda daha çok baskı duyacaklar ve dolayısıyla siyasetle daha çok ilgileneceklerdir. Partilerin yakın bir rekabet içinde oluşları ile seçime katılma oranlarının yüksekliği arasındaki ilişkiye iki açıdan bakılabilir. İlk olarak, partilerin birbirlerine yakın güçlerde oluşu seçim kampanyasını hareketlendirecek ve partileri mümkün olduğu kadar çok seçmeni sandık başına çekmek için gayret göstermeye sevk edecektir. İkinci olarak, partilerin yakın bir rekabet içinde olmaları, ayrı ayrı seçmenlerin, seçimin sonucunu etkileyebilme güçlerini daha olumlu görmesine yol açacaktır. Verecekleri oyun bir önem taşıdığını gören seçmenler, oy kullanmaya yöneleceklerdir. Kısaca söylersek, partiler arası rekabetin yoğun yaşandığı sistemlerde, katılım düzeyi yüksek olmaktadır.

Seçim sistemlerinin tek başına, siyasal katılım üzerinde devamlı bir etkisinin olduğu tespit edilememiştir. Çok turlu seçimlerin, turun önemine göre siyasal katılımı etkileyebileceği düşünülebilir. Tur sayısı arttıkça oy kullanmada bir azalma görülmesi olasıdır. Nisbi temsil sistemleri daha çok tercihin ifadesine yer verdiği için katılımı uyarıcı bir etkiye sahip olduğu beklenebilir, ancak partilerin sayısı ve yapısından bağımsız olarak böyle bir etkiden söz edilemez. Seçimler ile siyasal katılım ilişkisinde belirtilmesi gereken diğer bir neden, seçimlerin önemidir. Bireyler önemli gördükleri seçimlere daha yüksek oranda katılırlar. Bu anlamda, genel seçimler, mahalli ve ara seçimlerden daha büyük ilgi görmektedir.

Siyasal sisteme katılımda siyasi partilerin ve programların inandırıcılığı yanında başka faktörler de etkilidir. Bazen, parti programının tutarlı ve geniş kapsamlı olması yetmez. Seçmenler o programı uygulamaya koymada istekli ve yetenekli kadro ya da liderin varlığını dikkate alabilir. Yine bazı liderin sadece kişisel özelliklerinden dolayı kitleleri arkalarından sürüklemeleri ve bu kitleleri katılıma yönelttikleri söylenebilir . Özet olarak, siyasal katılım olgusu, toplum üyelerinin siyasal sistemi desteklemek, etkilemek için giriştikleri faaliyetlerin ve eylemlerin tümünü içerir. Bireyler siyasal sürece çeşitli düzeylerde ve biçimlerde katılmaktadırlar. Bio-fiziksel, sosyo-ekonomik, psikolojik ve siyasal etkenler bireyin siyasal katılımını hem yoğunluğu hem de yönü bakımından etkiler. Bu etkenlerden bazıları ile katılım arasında evrensel geçerliliği olan düzenlilikler gözlenmiştir. Aynı değişkenlerin bazısının ise, değişik ülkelerde değişik koşullar altında değişik sonuçlara yol açtığı saptanmıştır.

İKİNCİ BÖLÜM

KADINLARIN SİYASAL HAKLARININ GELİŞİM SÜRECİ ve TÜRKİYE'DE KADINLARIN GENEL PROFİLİ

Kadınların toplum düzeninde alacağı yer, siyasal ve toplumsal hakları eskiden beri, hemen her toplum ve kültürde tartışılan bir konu olmuştur.

Günümüzde insan hakları, demokrasi, eşitlik açısından gerçekleşen çeşitli gelişmeler yaşanmasına rağmen, toplumun diğer yarısını oluşturan kadınların özellikle siyasi anlamda toplumdaki konumlan hala sorgulanmaktadır. Siyasal haklan bakımından kadın-erkek eşitliği günümüzde hala en tartışılan konular arasındadır. Bu öneminden dolayı kadınların gerek dünya genelinde gerekse Türkiye'de siyasal haklarının nasıl ve ne yönde gelişim gösterdiğini bilmek gerekmektedir.

Biz de çalışmanın ikinci bölümünü bu amaca dönük olarak iki alt başlığa ayıracağız. İlk alt başlık olan "kadınların siyasal haklarının gelişim sürecinde" kadınların siyasal haklarının onları toplumda nasıl konumlandırdığını gelişme evresi şeklinde ele alacağız. İkinci alt başlıkta da bu siyasal hakları elde eden kadınların Türkiye'de çeşitli alanlarda nasıl bir yer işgal ettiğini ifade edeceğiz.

2.1. KADINLARIN SİYASAL HAKLARININ GELİŞİM SÜRECİ

Türkiye'de kadınların siyasal haklarının gelişim yönüne geçmeden önce, dünyada kadın haklarının da ne paralelde geliştiğine değinmek kıyaslama yapmak açısından faydalı olacaktır. Dolayısı ile bu gelişim süreci dünyada ve Türkiye'de olarak incelenecektir.

2.1.1. Uluslararası Alanda Kadınların Siyasal Hak Mücadeleleri

18. yüzyılda başta Fransa ve İngiltere olmak üzere, birçok Avrupa ülkesinde eşit oy hakkı için verilen mücadele, ancak 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılda sonuç vermiştir.

Kadınların yoğun biçimde kitle hareketleriyle tarih sahnesine çıkmaları temelde, 1789 Fransız Devrimi ve Endüstri Devrimiyle ilişkilendirilir. Ayrıca Batıda kadınların siyasal hak mücadeleleri, 19. yüzyıl boyunca bu ülkelerin siyasal hayatlarını biçimlendiren sınıf çatışmaları ile iç içe gelişmiştir. Bu bakımdan 1848, 1870 ve 1917 gibi sınıf çatışmaları tarihinin dönüm noktaları aynı zamanda kadın hakları mücadelelerinin de dönüm noktalan olmuştur.

Fransız Devrimi ile birlikte kadınlar, yurttaş olarak kabul edilme mücadelesine girmişlerdir. Fransa'da 1792 Savaşı'nın çabalarına yoğun biçimde katılan kadınlar, 1793'te ulus temsilcilerine şu sorulan sormuşlardır:

Kadınlar, siyasal haklardan yararlanmalı ve yönetim işlerine etkin şekilde katılmalı mı?

Siyasal dernek ya da kitle örgütü kurabilirler mi?

Konvansiyon Meclisi bu iki soruya da olumsuz cevap vermiştir. Michel'e göre bu durum, kadınların siyasal yönden ölüme mahkum edilmesi demektir. İngiltere'de kadın sorununun gündeme gelmesi, sanayi devrimi ile sayıca giderek kalabalıklaşan ve örgütlenen işçi sınıfının burjuvazi karşısında bir güç olarak çıkmasından sonra olmuştur.

19. yüzyılda kadın hareketleri ağırlıklı olarak, kanun önünde erkeklerle eşit haklara sahip olabilmek amacına yönelmiştir. Bu hareketlerden en dikkate değer olanı, oy hakkına sahip olabilmek için yaptıkları mücadelelerdir, ancak kadınların bu talepleri sürekli olarak görmezlikten gelinmiştir. Kadınların toplumsal ve siyasal yönde erkeklerle eşit hale gelmesi gerek Avrupa'da gerekse Amerika'da büyük çabaları gerektirmiştir. Örneğin İngiltere'de kadınların siyasal hak mücadelelerinin dikkate değer bir tarihi vardır. John Stuart Mili, "Kadınların Hüküm Altına Alınması" adlı makalesinde, kadınların yasalar önünde erkeklere oranla çok daha az haklara sahip oldukları yönleri belirtmiş ve en iyi çözüm yolunun kadınlara oy hakkı tanınması olacağını savunmuştur. Hatta diyebiliriz ki Mili, yukarıdaki eseriyle Avrupa ve Amerika'daki kadın hareketleri üstünde haklı bir etki yapmıştır. Her iki cins için eşit eğitim fırsatları ile yetinmeyen bu seçkin İngiliz düşünürü, kadınlar için de oy hakkı istiyordu. İşte bu nedenle kadınların oy kullanma haklarını savunan ilk derneği (Women's Suffrage Society) kurdu.

Daha sonra İngiliz kadınları Mrs. Fawcett'in yönetiminde siyasal bir örgüt de kurdular. Fawcett'in öncülüğünü ettiği "Suffragette" akımı, dünya tarihinde kadınların ilk kez giriştikleri güçlü bir direniş olmuştur. (Suffragette, oy hakkı alabilmek üzere etkin şekilde örgütlenen İngiliz kadınlarına verilen addı).

Batıda kadınlara oy hakkı verilsin ya da verilmesin tartışmaları sürerken ilk olarak kadınlar oy hakkını-dünyada ilk kez- ABD'de Wyoming eyaletinde 1890 yılında elde etmişlerdir. Bu uygulamanın örneğin ABD'de genelleşmesi için 30 yıl beklemek gerekmiştir. Ardından 1893'te Yeni Zelenda' da kadınlara oy hakkı verilmiş, bu durum Batı toplumlarına örnek oluşturmuştur.

19. yüzyılda İsveç ve Alman kadınları, evlilik kurumunun değişmesi, evlilik dışında çocuk sahibi olma hakkının tanınması, evlilik ilişkisi dışında yaşayan kadınlar ve çocukların korunmasına yönelik sosyal yasaların çıkarılması gibi, İngiliz ve Amerikan kadınlarının oy hakkı mücadeleleriyle hiç değilse başlangıçta pek bağlantılı olmayan talepler ileri sürmüşlerdir. Denilebilir ki, İngiltere ve ABD'de daha çok siyasal haklar elde etmeye yönelik kadın hareketleri Almanya ve İsveç'te daha çok, evlilik dışı hayatın düzenlenmesi biçimindedir.

19. yüzyılda kadın hareketinin üzerinde durduğu bir başka düşünce de, tüm ülkelerin kadınlarının birleşerek haklarını kazanmak için yardımlaşmaları gereği üzerinde odaklaşmıştır. Yani bu yüzyılda işlenen önemli bir konu, gru